ÇOCUĞUM OKULA GİTMEK İSTEMİYOR
İlk ve orta okulların eğitime başladığı günlerde aileler,
ana okuluna gitme yaşı geldiğini düşündükleri çocuklarına ve kendi
beklentilerine uygun bir yuva seçebilmek için araştırma yaparlar.
Genellikle yuvalarda aranan nitelikler; oyun bahçesi olan bağımsız
bir yapı, geniş ve aydınlık sınıflar, güvenlik sistemi, kaliteli yemek,
temizlik, öğretmen yapısı vb. gibidir. İstenen niteliklere uygun bir
yuva seçilerek çocuk başlatılır. İlk birkaç gün, çocuğun bulunduğu
ortam (sınıf) dışında olmak kaydıyla, bırakarak kaçıldığı düşüncesini
yaşamaması için aile içinden bir yetişkinin, bekleme salonunda ya da
yöneticinin odasında beklemesi ona güven sağlayacak ve uyum
göstermesini kolaylaştıracaktır. Sınıf içinde geçirdiği sürenin uzunluğuna
bakılarak, kendisini getiren kişiyi sık sık gelip aramıyorsa uyum
sağlamasının kolay olacağı düşünülebilir. Çocuk bir iki gün içinde ortamına
alışınca, kendisini getiren kişi, oyun oynamayı sürdürmesini ve daha sonra
oyunu bitince gelip alacağını anlatarak onu bırakıp gidebilir. Uyum sağlama
süreci birkaç gün süreceği gibi, daha fazla sayıda günü de kapsayabilir.
Anneden uzakta kalarak bazı sorumluluklarını kendince yerine getirebilmesi,
oyuna olan düşkünlüğü, pek çok kişiyle bir arada bulunması gibi etkenler,
çocuğun okula kolaylıkla uyum göstermesini sağlayabilir. Bunun tersi ise
aşırı bağımlılıkla ilgilidir. Çocuğun anneden uzaklaşarak arkadaşları ile
oyun oynamaması, kendi işlerini başkalarının yapması, sosyal çevre içine
girmemiş olması, yuvaya verilme sırasında sıkıntıların yaşanmasına neden
olabilir. Bu yapıdaki çocuklar annelerine aşırı bağımlı oldukları gibi,
anneleri de çocuklarına çok aşırı bağımlıdırlar. Anne, çocuğunun yanından
ayrılmasına asla razı olamaz. Yuvaya verilmesi için bu durumu çözebilmek
oldukça zordur. Yuvaya getirilen çocuk hep annenin yanında kalmak ister,
onu sınıf içine almak bir türlü mümkün olamaz. Bu durumda annenin de
sınıf içine girip kapıya yakın oturarak, çocuğun oyun ortamına ısındığını
görünce sınıf dışında beklemesi ile ona güven vermeyi sürdürmesi
istenebilir. Bir süre sonra, çocuğun yavaş yavaş okula alıştığı düşünülse de,
çocuk her gelişinde mutlaka ağlar ve okul içine girmek istemez. Okulda
bulunanlar onu alıp sınıfa, oyun oynamaya götürünce kısa bir süre sonra
ağlamadığı görülür. Anne ise içeride ağlayıp ağlamadığını anlamak için
kolay kolay okulu terk etmek istemez. Ağlamadığına inanınca evine gider,
fakat gün içinde, dayanamayıp ağlayıp ağlamadığını sık sık telefon ederek
sorar. Genellikle bu durumu yaşayan annenin tek tesellisi okula ve
öğretmene olan güvenidir. Fakat çocuğa o kadar bağımlı olmuştur ki;
onun kendisinden ayrı kalabileceğine kendini inandıramaz.
Okula uyum sağladığına inanılan çocuk epey bir süre sonra
beklenmedik bir şekilde yuvaya girmek istemeyebilir. Çok ağlar ve
“anne! Sen de gel ya da beni yanına al, eve götür” diyebilir.
Çok ağlamasına dayanamayan annenin “yine başa döndük” dediği
duyulur. O anda ağlayan çocuğunu sıkı sıkı kucağında tutmaktadır.
İşte bu durumu yaşayınca; eğitilmesi, sosyalleşmesi ve bir şeyler
kazanması asla düşünülmez. İçinden geçen istek; ağlayıp üzülmemesi
için onu alıp eve götürmesidir. Öğretmeni onu almak ve içeri
götürmek ister, anne ise içinden gelen sese kulak vererek bunun
tersini yapmayı düşünür. Ayrıca eğitimi ve gelişimi için mutlaka
yuvaya gitmesi gerektiği yönünde ağırlıklı düşünceler içinde ne
yapacağını bilemez. Çocuğun ağlaması adeta içini eritir. Bu durumda
anneyi de düşünerek hem çocuğa hem de anneye kolaylık olması
için ilk günlerdeki gibi, onunla birlikte kısa süre kalmak kaydıyla
içeri girmesi uygun olur. Bu kez çocuk, istediğinin yapıldığından
güç kazanarak annenin sınıf içine girmesini isteyebilir. Bu durumda
anne “anneleri sınıfa almıyorlar. Sen girerek oynayabilirsin” gibi
sözler söyleyerek dışarıda beklerken, öğretmeni çocuğu sınıfa
sokar. Yine isteğinin olmaması ile ağlamaya başlarsa da kısa bir
süre sonra oyuna dalınca ağlaması duyulmaz. Anne ise ağlamadığını
görünce evine gider. Akşam olup annenin çocuğu almaya geldiği
sırada kapıda annesini gören çocuk yine ağlamaya başlayabilir.
Oysa bu, ağlama taklidi yaparak ağlama sesi çıkarmasıdır.
Çocuk açısından bunun altında yatan düşünce ise “niye beni bırakıp
gittin?“ demeye eş değerdir. Daha sonraları sabah bırakılan çocuğun
ağladığı ve öğretmeni tarafından sınıfa götürüldüğünde arada geçen
beş dakika gibi bir süre sonunda ağlama sesi duyulmaz. Sergilenen
sıkıntılı durum sınıfa girene kadardır. Aşırı bağımlı annenin, gün içinde
sıkıntı yaşamaları bir süre daha sürer ve yuvaya alışan çocuk annesini
öperek ona el sallayıp uğurlar.
Yukarıda izlenen senaryoyu şu şekilde açıklamak mümkündür.
Çocuk büyümeye başlayınca sordukları ve yapılmasını istedikleri karşısında
yeterli olunamaması, bu nedenle evde sıkıntılar yaşaması onun yuvaya
gönderilmesini zorunlu kılmaktadır. Ayrıca, yuvaya gidince paylaşmayı,
yardımlaşmayı, sosyalleşmeyi ve her tür yemeği yeme alışkanlığı kazanacağı
düşüncesi de etkili olmaktadır. Bütün bunların aşılması ve çocuğun istenilen
düzeyde eğitim alabilmesi için anne ve babaların sabırlı olması onlara çok
şeyler kazandıracaktır. Annenin bir işyerinde çalışması, çocuğun zorunlu
olarak yuvaya verilmesini gerektirebilir. Bunun karşısında, çocuğun eğitim
ihtiyacının karşılanması gerekçesiyle, anne ev hanımı olduğu halde “şimdi
çalışıyor olsaydım” türünde düşüncelerle konuya yaklaşabilir.
Yuvaya verilmesi sırasında genellikle yaşananlar çocuğun ortaya
koyduğu üzüntülü senaryolardır. Anneyi-babayı üzen konunun
çocuğun ağlaması yani üzülmesi olduğu bilinir. Çocuğun olur
olmaz şey için ağlaması, çevresindekilere zor anlar yaşatır.
Aslında dikkat edildiğinde; istediği bir şeyi elde etmek için ağlayan
çocuğun genellikle ağlamadığı, istediğini elde edinceye kadar,
gözünden yaş gelmeden, ağlama taklidi yaptığına tanık olunur.
Ses ve mimikleri onu ağlıyormuş gibi algılatır. Ağlama eylemine
sık sık başvurmayı alışkanlık edinen çocuk zaman zaman
ailesini usandırır. Bu nedenle bazı aile bireylerinin çocuğu eğitmek ve
bu alışkanlığından vazgeçirmek için fiziksel şiddete başvurdukları bile
görülür. Aslında yapılması gereken; ilgi çekme isteği ile ya da
istediğini elde etmek için yapılan ağlama taklitleri karşısında
onunla ilgilenmeyip, istediğini yapmayacağımızı söylediğimiz şeyleri
asla yapmamak yani sözümüzden dönmemek, ağlama taklidi
yaptıkça o anda uğraştığımız işi sürdürmek, bir zaman sonra bu
yolu denemekten pek çıkar sağlayamayacağı düşüncesini kazandırır.
Onun ağlamasını kesmek için elde etmek istediklerini sağlamak her
zaman mümkün olmayabilir. İstememesi nedeniyle okul öncesi
dönemde bir yuvaya verilmese de ilköğretim çağına gelince aynı
sıkıntıların daha da kapsamlı bir şekilde yaşanacağını düşünmek
gerekir. Yalancıktan ağlamaların, gerçekten canının yandığı zaman
ortaya konulması ile dürüstçe davranışlar geliştikçe olgun bir kişilik
oluşacaktır. Çok küçük yaşlardan beri böyle bir kişiliğin gelişmiş
olması anne-babaya da huzurlu yaşama fırsatını sağlayacak,
özellikle ergenlik çağını aileye sıkıntı yaşatmadan geçireceğini düşünmek
yararlı olacaktır.
Psikolog Acar PİJİ